top of page
Ara
  • Yazarın fotoğrafıAnıl Urganioğlu

ÇOCUKLARIN BİREY OLMA YOLCULUĞU ÜZERİNE

Güncelleme tarihi: 21 Şub 2021

Bir çocuk ilk ne zaman var olur? Anne hamile kaldığında, anne doğum yaptığında diye çoğaltılabilir peki sizce hangisi? Ben işinizi kolaylaştırmak adına hemen paylaşmak istiyorum. Kadın bir bebeğinin var olduğuna veya var olsa nasıl olurdu diye düşünmeye başladığı andan itibaren bebeğin varlığı anne için oluşmaya başlar. Aslında çocuğun ilk yeri anne karnı gibi düşünülse de artık çocuğun ilk yerinin annenin düşlemi olduğunu biliyoruz. Bu düşlem annenin bebeğiyle kavuşmaya giden yolculuğunu ve kavuşma gerçekleştikten sonraki birlikteliği biçimlendirir.

Winnicott tek başına çocuk yoktur anne ve çocuk vardır der. Bunun nedeni anne ve çocuk ilişkisinin, annenin kendi hayatında çocuğa bir ruhsal alan açmasının, çocuğun varoluşundaki önemini vurgulamaktır. Elbette bu yolculuk anne ve çocuk ilişkisine babanın da dahil olması ile gelişir ve ilerler. Çocuğun var oluş hikayesi annesinin kendi bünyesinde ona yer açmasıyla başlar ve büyüme yolculuğunda bireyselleşmeye ihtiyaç duymasıyla devam eder. Annenin bu anlamda öncelikle kapsayıcı olması çocuğun varoluşu için kaçınılmazdır. Bu anlamda doğum ilk ayrımlaşmadır. Çocuğun hayatında annesinin bedeninden çıkarak kendisinin, annesinin bir uzantısı olması yanı sıra, kendi varlığını anlamaya ve oluşturmaya yönelik yolculuğu da başlamış olur. Ayrımlaşma birey olma yolculuğunun olumlu/ olumsuz tüm etkileri çocuğun yetişkin olma yolculuğunda ve yetişkinlik hayatında etkilerini gösterir.


Bir çocuk anne- babasından ne ister?


Bütün karmaşa burada başlıyor sanki bebek ilk dünyaya geldiği andan itibaren hem istekleri hem de tercihleri olan bir varlıktır. Bütün kargaşa burada oluşur. Çünkü anne ve baba çocuğun ilk dünyaya geldiği andan itibaren varsayımlar üzerine bu ihtiyaçları karşılamaya çalışırlar. Nedir bu varsayımlar, ağlıyorsa acıkmıştır, duş aldırırsan daha rahat uyutursun vb. büyüklerimizin bizlere verdiği öğütler, çocuğu olan arkadaşlarımızın, komşularımızın, televizyonların ve kitapların, toplumun çoğunluğu üzerinde yapılmış araştırmaların sonuçlarına göre, verdikleri tavsiyelerle vardığımız varsayımlar ve onların eylemlerimizi şekillendirmesi. Anne ve babaların buradaki motivasyonları ortaktır aslında çocuğum için en iyisini yapmalıyım.


En iyisi nedir ve bunu kim belirliyor?


İşte kendimize cevabını vermemiz gereken bir soru daha. Günümüz anne ve babalarından beklenti büyük, çevrenin beklentisinin büyük oluşu anne ve babaların kendilerinden beklentilerinin de büyük olmasının tuzu biberi oluyor gibi. Bir insanın ileride nasıl bir anne ya da baba olacağı kendi çocukluk yaşantısında deneyimledikleri, kendi anne babasından öğrendikleri ve çocukluklarında neleri gerçekleştirip nelerin içlerinde ukde kaldığıyla şekillenmektedir. Anne babalardan ‘Bizde böyle büyüdük annemiz babamız bizi böyle yetiştirdi’ ya da ‘Benim çocukluğumda ben bunları hiç yapamadım, çocuğum benim gibi olmayacak’ gibi söylemleri çokça duyarız. Bunun sebebi biz insanların geçmişte deneyimledikleri şeyleri orada öylece hiç yaşanmamış gibi bırakamadığımız ile ilgilidir. Her insanın doğduğu andan itibaren sırtladıkları çantaları vardır ve bu çantanın içine yaşam boyu deneyimlerini koyarlar ve bu deneyimlerle ilişkiye girer yaşantılarını şekillendirirler. Yani bizler nasıl bir anne ya da baba olacağımıza çocuğumuzu kucağımıza almadan çok önce karar vermiş oluyoruz.


Bizim kendi yaşantımız, deneyimlerimiz, bizden beklentiler hepsi bir çocuk yetiştirme tutumu ortaya çıkartıyor. Bunlar anne ve baba ile ilgili olan kısım peki ya çocuk? Biraz önce bahsettiğimiz varsayımlara dönersek önceleri doğru mu değil mi? İyi mi yapıyoruz kötü mü? Seviyor mu? Sevmediğinden mi yapıyor? bilemezken çocuğun büyüyerek bize geri bildirimler vermesiyle bu kargaşa biraz ortadan kalkmış oluyor. Peki bizler bu geri bildirimleri duyuyor muyuz? Ya da duyduğumuz geri bildirimleri nasıl yorumluyoruz? Kendimize bunu soruyu sormak gerekiyor.


Çocuğun içinde ruhsal dengeyi sağlamak için varlığını korumak isteyen bir benliği var. Reddedişler aslında bu anlamda benliğin varlığını koruma çabasıdır. Yemeği yemek için ağzını açmayı reddeden bir bebek anneyi zorluyor olabilir ve bazen ‘yemek seçen zor çocuk’ algısının annede oluşmasına sebep olabilir, aslında bir birey olarak onun da damak zevkine hitap etmeyen bir yemek olabileceği veya yemek saati olsa bile daha acıkmamış olması mümkün. O yemeği yememiş olması veya yemek saatinin kayması sizin iyi bir anne olmadığımız anlamına mı gelmeli? Bunun cevabı hayır tabi ki. Bu soruya evet diyorsanız kendinize bunu bana kim söylüyor sorusunu sormanızı tavsiye ederim. Bu sorunun cevabını kendinize sorduğunuzda cevabı muhtemelen sizin ebeveynlik tutumunuzu şekillendiren algınızın nereden geldiğini size söyleyecektir.


Anne-baba ve çocuk ilişkisindeki sihirli kelime ayrışmadır. Haklısınız siz ona hayatınızda yer verdiniz, kıymet verdiniz onun için birçok şey planladınız. Ne ayrışması şimdi dediğinizi duyar gibiyim. Ama çocuklar ‘güvende olma’ ve ‘birey olma’ arasında dengeye ihtiyaç duyarlar. Ne kadar siz dünyaya getirseniz de o ayrı bir birey bedeniyle, ruhuyla tek başına bir birey kendi tertemiz sayfasıyla üzerine deneyimlerini yazmak üzere dünyaya gelmiş. Yanında durup neler yazdığına tanıklık etmenize ihtiyaçları var, kalemi alıp onlar adına yazmanıza değil. Siz kendi yazınızı yazmaya başladınız zaten ve yazmaya da devam ediyorsunuz. Belki sizin çocukluğunuzda kendi yazınızı yazmanıza izin vermeyen bir anne-babaya sahiptiniz, o zaman bundan sonra hala kendi hayatınızın yazısını yazma kontrolünü elinize almanız için harekete geçmenizi öneririm. Çocuğunuzun'kini işgal etmek yerine nesilden nesile aktarılan bu geleneği kırma gücünüzü kullanabilirsiniz.


Değerli anne ve babalar, çocuklarımız öncelikle onlara yaşantımızda oldukları gibi kabul edildikleri, kendilerine ait bir alana daha sonra da kendileriyle güven ilişkisi kurulmasına ihtiyaç duyarlar. Kendini güvende hisseden çocuğun dünya algısı mutlu ve güvenilir olacaktır. Onlar bizler aracılığıyla dünyaya gelmiş bireyler, neden bireyler diyoruz çünkü ne kadar bizim çocuklarımız olsalar da genetik alt yapılarını bizden alsalar da, bizden bir o kadar da farklı bireyler. Bu yolculuğa kendi benliklerini, kimliklerini bulmak için çıkıyorlar. Bizlerin onlara güvende kalmaya devam etmeleri için sınırlar, hareket edebilip ilerlemeleri için alan, kendi farklılıklarıyla kabul görebileceklerini anlamaları için saygı, çok kıymetli ve biricik olduklarını hissetmeleri için de bol bol sevgi aktarmamıza ihtiyaçları var.


Yazım içindeki tüm soruları cevaplamak adına toparlamak gerekirse, evet bir insan kolay yetişmiyor ve işimiz çok zor. Bunu zorlaştıran şey birazda sanırım bizlerin mükemmeli arzuluyor olması. Kendimizden ve çocuklarımızdan mükemmeli bekliyor oluşumuz. Peki hayatınıza ‘Yeterince’ kelimesini sokmaya ne dersiniz. Kendi şartlarını zorlamak, mevcut olandan daha fazlasını sağlamak kulağa çok stres verici gelmiyor mu?

Yeterince olmayı hayatınıza sokun…

Elinizden gelmeyişleri, olanakların şu anda olmayışı gibi olumsuz durumları çocuğumuzdan saklamamız gerekmez. Onların da bazen başarısızlığa uğrayan bir yetişkin gözlemlemeleri, çaresizlik veya yetersizlikleri yaşamaları gerekir. Böylelikle onlarda kendi başarısızlıklarına veya çevrelerindeki insanların yetersizliklerine hoşgörülü ve kabulde kalabilirler. Gözlemlemedikleri bir beceriyi onlardan sergilemelerini bekleyemeyiz.

Sorun çözücü olmayın…

Bir çocuk için içini dökebildiği, sorunlarını anlatabilecek kadar güven ve kabulde hissettiği bir anne-babaya sahip olmak hazine değerindedir. Fakat dinlemek ve onun için sorun çözmek arasında büyük bir uçurum var diyebiliriz. Çocukların bugünkü yaşlarına uygun olan sorunlarını kendi kendilerine çözebilmeleri için onlara sadece rehberlik edersek yaşları büyüdükçe iyi birer problem çözücü olarak gelişirler.

Onları birey olarak kabul edin…

Elbette onların her istediğini yapmalarına izin vermekten bahsetmiyorum, çocuğunuz için her zaman yaşının seviyesine uygun olarak sizler tarafından belirlenmiş sınırlara ihtiyaçları vardır. Bu onların büyük hatalar yapmasına engel olacak ve dünyayı korunaksız bir yer olarak algılamalarının önüne geçecektir. En sağlıklı sınırlar çocukların yaşlarına uygun, ihtiyaçlarına göre esnetilebilir ve istikrarlı olanlardır. Koyduğunuz bu sınırlar çerçevesinde onların seçme ve karar verme becerilerinin gelişmesine çok küçük yaştan itibaren bu beceriyi sergileyerek geliştirmelerinde destek verebilirsiniz. Yarın kendi isteklerini fark edemeyen, kendi tercihlerini yapamayan bireyler olmalarının önüne geçin. Çünkü bugün deneyimlemedikleri becerileri onlardan yetişkin olduklarında sergilemelerini bekleyemezsiniz

.

Psikolog Candan Kavalcı

130 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page